|
|
6月27日
Seni kaç qece döktüm qözlerimden...

Kırgın düşlerimden uzak, kırgın kalbimi avutuyorum. Kimbilir kaç zaman geçti sensiz, sayamadığım... Senden uzak, sesinden uzak... Bir kez dokunamadığıma mı yansaydım sana, yoksa sesinden uzak kaldığıma mı, hangisi daha çok canımı yakıyordu...anlayamadım...Yıllardır içimdeydin, belki de asırlardır... belki de doğmadan önce de biliyordum seni. Hep beklediğimdin sen, ama sana bunu anlatamadım... Ben geldikçe, kaçanım oldun.. içini bilmediğim, yüreğini görmediğim bir türküydün dilimde.. bıkmadan usanmadan sevgimi anlattığım, kağıtlar tükenip de kalemimin kırıldığı an da bile beni düşündüğünü umut ederek, yeniden yazmaya koyulduğum adını bile koyamadığım sevdam oldun. Benim için çok şey oldun, ama ben senin için HİÇBİRŞEY oldum... Kaç kopuş yaşadım bunca senedir.. Bölündü ruhumla birlikte kalbim. Dayandım...dayandım da bir senden kopuşuma dayanamadım.. Ama olsun be gülüm, ayrılığı bile senden diye, sevdim ben... Hep beni sevdiğini hayal ettim, oysa ki hiç sevmedin.. ama ben hep hayal ettim. Hayalin bile güzeldi, bozmaya kıyamadım.. Beni kırdığın zamanlarda bu hayale sarıldım sımsıkı, seni kolay affetmelerim de bu yüzdendi zaten. Gözyaşlarım akarken sessizce yanaklarımdan, onları bile sevdim, çünkü onlar sana aitti.Seni kaç qece döktüm qözlerimden bilmem, sayamadım... Sesini hapsettim beynimin tüm hücrelerine. Özledikçe, çıkarıyorum sesini. Kapatıp gözlerimi, seni düşünüyorum yanımdaymışsın gibi. Hep kızdın bana belki de seni sevdiğim için, nedenini anlamadığım kızgınlıklarının tümünü bana yönelttin her zaman. Bilemedin, bilemedin senden bir şey istemediğimi. Bırakmadın beni, seni özgürce sevemedim. Seni senden gizli sevdim. Gittin, yoksun hayatımda. Artık gizlemiyorum duygularımı, özgürce seviyorum seni. Gözyaşlarımı hergün avucumda biriktiriyorum, sonra öpüyorum onları bir bir, seni öpercesine. Gittin ve ben, gitme kal benimle diyemedim sana. O kadar istekliydin ki gitmek için, dur diyemedim sana. İçim yandı da yine de kal diyemedim umursuz bakışlım.. Ardından bakarken, sessiz çığlıklarla bağırdım... duysaydın çığlıklarımı yine de gider miydin? Kulaklarını kapatabilirdin belki, ya kalbini kapatabilir miydin bana? hiç bilemedim... Gitmen, seni sevmemi engellemiyor anla artık. Sen yokluğunda da varlığımsın... hiç gelmeyecek olsan da bundan sonra, yine de varlığım kalacaksın. Seni hep beklemiştim asırlardan bu yana...geldin varlığınla beni mutlu ettin. Şimdi gittin, yokluğunla bile mutlu ediyorsun. Çünkü senden bana kalan şey o kadar güzel, o kadar özel ki... Gel demiyorum sana, demeyeceğim.. Gittiğin yerde mutluysan eğer, bu da bana yeter. Sesinden mahrum kalmışım ne çıkar, senin özleminle her gün canım daha bir yanmış ne çıkar.. Yokluğunu varlığa çevirebilmişim ya, bu da bana yeter..
Gün aşık olmuş geceye, Gece de yakamoz düşürmüş denize Ne gün erişebilmiş geceye, ne de gece kavuşabilmiş gündüze. Birbirlerini hiç görememişler belki de.. Ama engel olmamış bu aralarındaki sevgiye.. Varlıklarını hissetmeleri bile yetmiş kendilerine Bazen, gün isyan edip yakmış ortalığı Gece de özleminden tüm ışığını söndürmüş gökyüzünden İkisi de bulutlara yükleyip hüzünlerini Tüm yeryüzüne yağdırmışlar gözyaşlarını Yine de vazgeçmemiş sevdasından ikisi de Sonsuza dek birbirlerini göremeyeceklerini bilseler de .... Ben geceyim işte, senin için yakamoz düşürüyorum bol bol denize. Sen benden gitsen de, ben gelirim senin bensiz kıyılarına. Yokluğundan soyunup, varlığını giyerim üstüme... Gelirim, derin, sessiz duygusuz uykularına... Var olduğunu bilmek bile yetiyor, seni hiç göremesem de...
İŞTE ANNE OLMAK... ;Evin telefonu sabaha karsi uc bucukta caldi. Uyku sersemi adam telefonu acti. Telefondaki ses annesine aitti. Telaslandi, korktu baslarina bir sey mi gelmisti acaba diye endiselendi. Annesi "nasilsin oglum iyi misin" diye sordu. Oglu saskin bir ifadeyle "iyiyim anne hayirdir bir sey mi oldu siz iyi misiniz?" dedi. Annesi "biz iyiyiz bir seyimiz yok sadece sesini duymak istedim" dedi. Oglu da "anne bunun icin mi aradin saat sabahin uc bucugu yarin da konusabilirdik" diyince annesi de "Rahatsiz mi ettim oglum?" d edi. Oglu "evet anne rahatsiz ettin" diyerek hiddetli bir sekilde cevap verdi. Bunun uzerine annesi; "30 sene once sen de beni bu saatte rahatsiz etmistin oglum, dogum gunun kutlu olsun" diyerek telefonu kapatti. 6月23日
Aşk Ve Ölüm…!
9. SINIF Şuan dersteyiz, yanımda dünya tatlısı bir kız oturuyor. Yüzüne bakmaya kıyamıyorum. Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. O benim en yakın arkadaşım. Beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum… 10. SINIF Evdeyim. Arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu söyledi. Sonra bize geldi. Bana sıkı sıkı sarılıp ağladı. Şuan dizimde uyuyor. Saçlarını okşayıp o gül yüzünü doya doya seyrettim. Ben onu kadar çok severken o beni sadece arkadaşı olarak görüyor. Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum… 11. SINIF MEZUNİYET BALOSU Onunla çocukluktan beri arkadaşız. 8.sınıftayken birbirimize söz vermiştik. Lise sonda mezuniyete gidecek eşimiz olmazsa beraber gidecektik. Beni aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gidebilir miyiz diye sordu. Kabul ettim. Onu evinden aldım. Balodaki en güzel kız oydu. Bembeyaz elbisesiyle tıpkı bir melek gibiydi… gece boyu dans ettik. Kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm onu çok seviyordum. Gece sonunda onu evine bıraktım. Beni yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu söyledi. Onu gerçekten çok seviyorum. Ama o beni arkadaşı olarak görüyor. Ona onu sevdiğimi nasıl söylerim! Nedenini bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum…
Aradan yıllar geçti.. şimdi o canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum. Özel eşyalarının arasında kara kaplı bir defter çıkmış bana verdiler. Okuyup okumamakta kararsızdım. Açtım. Bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu…
“Şuan dersteyiz ve yanımda dünya yakışıklısı bir çocuk oturuyor. Yüzüne bakmaya doyamıyorum. Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor. Beni arkadaşı olarak görüyor. Erkek arkadaşım olduğu yalanını söyleyerek ve sürekli onunla ilgili yalanlar uydurarak yanında olabiliyorum. Onu canımdan çok seviyorum. Bana bir kerecik SENİ SEVİYORUM deseydi dünyalar benim olurdu…”
ben bu satırları okurken meleğimi çoktan gömdüler. Hıçkırıklarımı tutamıyorum. Gözümü mezarından alamıyorum. Merak etme biriciğim ben de ben de seni çok seviyorum................. 6月21日 :) :)
Sana bir içki veriyorum iç ama sarhoş olma Sana bir gül veriyorum kokla ama soldurma Sana bir KALP veriyorum sev ama ALDATMA !!!
6月20日
........
Ne aşağılanacak kadar günahkarım..
Ne göklere çıkarılacak kadar masum..
Ne geçmişte yaşadıklarımdan mutluyum..
Ne şimdi yaptıklarımdan huzursuz..
Sırlar içinde bir dünyam var..
Bir de sen varsın içinde..
Ne seni kaybedecek kadar cesurum..
Ne de seni kazanacak kadar güçlü.. 6月18日
Öyle Çok Korkuyorum KiNeden bilmiyorum...gözlerim gözlerine yalan söyleyemiyor... Benim için çok önemlisin... Tahmin ettiğinden de çok... Öyle çok ki korkuyorum... Bir daha yaşam amacım olmayacağına... Bir köşeye atılıp, fırlatılacağıma... Karşılık bile değil...saygı bulamayacağıma... Herşey birkaç kelimede gizli... Ve onlar senin... Sadece... Senin... Benim olansa ... Senle geçirdiğim zamanlar.. Seni dinlediğim ...anlar... Hayata inanışımın...insan olduğumuzu.... Anladığım anlar... Sen çok şey kanıtladın bana.... Mesela yaşadığımı... Saçların, gözlerin, ellerin aslında... Ne kadarda güzel olduklarını... Doğru insandayken... Çok şey öğrettin bana... Mesela yaşamayı... Amaçları gösterdin... Zordu ama sendin...onlar... Sadece... Sendin... Bana korku nedir...öğrettin... Kaybetmenin acısının ne büyük olacağını... Çaresizliği... Hiçbir şey yapamamayı... Ağlamayı...çaresizce... Bağlı olmayı...bağlanmayı... Yitirince güvensiz kalmayı... Her insanın sevgiye layık olmadığını... Acıya karşı en korunmasız olduğum zamanın... Sevdiğim zaman olduğunu... En çaresiz olduğum zamanın ise... Seni yitirdiğim zamanın olacağını...
SÖYLE

Sen, yalnızlığa inat bütün bir geceyi, sevgilinin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyeceğini bile bile, sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin? Bugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın. Bunların hepsinden sıyrılıp, özünü asla yitirmeden yeni bir kimlikle başka dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için uğraşabilir misin? Yağmurun altında aklında sevgilin, dudağında onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilir misin? Oysa herkes kaçmaktadır yağmurdan. Seni ıslatanın aslında yağmur değil aşk olduğunu anlayabilir misin? Yüreğini cesurca açıp, bazen ağlamayı, bazen ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz, sürprizlere kapalı hayatını terk etmeyi göze alabilir misin? Nefes almanı zorlaştıran, yüreğinin yerinden fırlayacak gibi çarpmasına neden olan, hoş ama zaman zaman da sıkıntı verici o heyecanı, saklamaya ya da azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin? Özlemin, küçücük bir kordan, kentleri yakacak kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebilir misin? Elde ettiğin her şey senin olsun. Sen yarın için hayal kurabilir misin? Arzuladığın sevgiliye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edebilir misin? Bunu yaparken bazılarının sana "aptal" deme riskini göze alabilir misin? Hiçbir şey düşünmeden, sadece o anı yaşayıp yüreğini, beynini, bedenini coşkunun ve hazzın kucağına teslim edebilir misin? Nerede olduğunu, kim olduğunu, kimlerle olduğunu unutup, sıyrılıp kaygılardan dans edebilir misin saatlerce? Hem kendini hem sevgilini hatalarıyla, değiştirmeden kabul edebilir misin? Her güne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilir misin? Hiç kimsenin görmediği güzellikleri fark edebilir misin? Ruhuna ihanet etmeden, sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana "o" dedikçe onun izinden gidebilir misin?
Söyle, sen gerçekten bana aşık olabilir misin ..?
6月14日
ÖĞRENDİM Kİ...
Yıllar sonra öğrendim ki...
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.
Oğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.
Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki...
"Bittim" dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki...
He şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.
Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Öğrendim ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
Öğrendim ki...
Bu yazıya bir şiir yakışırmış
Alıntı
....

Gecenin karanlığına bağdaş kurdum. Uykusuzum ve bir o kadar susuz. Acının başkahramanlığına soyun/durul/muş yüreğin kanarken nasıl susarım ki ben. Sus-mu-yorum.Yüreğinin “ ben “ kadar ki boşluğuna düşerken sen, nasıl bayramlık elbiselerimi giyerim ki. Dudaklarımı dudaklarımdan sökmeme izin ver. Bırak kanasın çığlıklarım. Seni iyi bilirim. Sonbaharı giyinir, tüm acıları kefenlersin yüreğine. Oysa oysa senin gözlerin değil miydi baharlarım ? Baharlarım solarken ben nasıl susabilirim ki ? Elimdeki tek yaşama gücüm olan cümlelerimi saklama yastığının gölgelerine. Bırak susmalar yürüsün üzerime. Giydirilsin kefen bedenime. İçindeki yangınların eteğine sirayet ederken su-sa-mam. Bıkmadın mı daha acıyı tek başına kucaklamayı ? Usanmadın mı karanlığın koynunda ağlamaktan ? Dön sevgili. Ayak uçlarının yörüngesini çevir sevdaya. Hazanlar yürüse de üzerine sen hayat denilen ipin ucunu hiç bırakma..Sakın bırakma.
Düşsüzlüğünle suçsuzluğun muhakemesindesin yine. Tarafsızlığını yitirdin artık. Kendini tüketmekte , kendini asmakta o kadar ustasın ki, boynundaki tek bir iz yok. Kendini öldürmeye yeltendiğin yetmedi mi daha? Us`undan vazgeçmek, hayata yenilgini söylemek bu kadar basit olmamalı. Kendine kefen biçmekten vazgeç. Sırtlan hayatı omuzlarına. Bu zamana kadar hayatla nasıl mücadele ettiysen devam et. Boğma kendini, boğdurma yüreğini. Ölümün sadece senin bedeninle kalsa tamam. Seninle ölecek o kadar şey var ki ? Bari kendi için savaşmayacaksın, bari benim için, bari “ bizim “ için savaş. Yok olursan ardından seni takip edecek o kadar büyük ölümler var ki. Bir göç kadar devasa. Sakın kaybolma. Bir tesbihin imame`si düşünce ne hükmü kalır geride kalanların.
Seninle kazandıklarım bu kadar aşikar iken gitme sonsuzluğa.. Düşerim.. Ezilirim.. Sonra ölüme gülümserim..
Biliyorum çıkmaz sokakların, adressiz sorguların içinde çıldırmaktasın. Biraz da yorgun. Düşüncelerin bir uçurum ötesi. Duvar çökecek sanki. Sakın başını kaldırma göğe. Yürüyen bulutları üstüne geliyor zannedeceksin..Bir adım bile atma. Sonrası uçurum sevgili. Beni ve sana ait olanları bırakıp gitme ölüme Gözlerindeki sıcaklığa doyamamışken musalla taşının soğukluğu nerden çıktı sevgili.Ayaz kesse de ellerini, yüzünü esirgeme beni.Kıyma beni. Eğdirme başımı. Ezdirme gülüşlerimi. Ben seninle varoldum. Ya yanında beni götür, ya da beni de öldür.
Senden mucizeler istemiyorum. Sadece yaşamanı, Yaşarken beni de yaşatmanı istiyorum.
Ellerini uzat bana. Sonra da yüzünü hayata çevir. Ben umudun kıyısında, Ben hayatın koynunda, Seni bekliyor olacağım.. Hadi hayatın denilen ipin ucuna sarıl. Yoksa, Acıya baş göz ettiğin kaç düş(üş)ün kaldı daha ? Unutma; Hayat “ umut ettiğin “ kadardır.. 6月6日 Erkekler bilgisayar gibidir...sık sık kilitlenir
Erkekler çikolata gibidir...taltlıdır keyif verir ama sonuçta gelir popona yapışır
Erkekler kahve gibidir...iyisi seni bütün gece uyutmaz
Erkekleryıldız falı gibidir...senin ne yapman gerektiğini söyler
Erkekler park yeri gibidir...iyilerin hepsi kapılmıştır
Erkekler kar fırtanası gibidir...ne zaman geleceğini,ne kadar süreceğini ve kar kalınlığını önceden tahmin etmene imkan yoktur
KADINLAR ERKEKLERİ NEDEN SEVER
1-ne kadar gereksiz detaylar içerirse içersin kadınların anlattığı herşeyi dinlerler
2-iltifat edip güzel ve akıllı olammızı sağlarlar
3-traş olduklarında yanakları yumuşacık olur
4-hesabı ödemek için istekli olurlar
5-çiçek alırlar
6-ağladığımızda bizden fazla üzülürler
7-ağlayarak onlara her istediğinizi yaptırabilirsiniz
8-pek ağlamazlar ama ağladıklarında çok şirin olurlar
9-riskli işllere onlar girer
10-kapıları açarlar bazen sandalyemizi tutarlar
11-takım elbise ile acayip janti olurlar
12-öpücüklerden sıkılmazlar
13-sadece yumuşak olmamız bile onlar için müthiştir
bir kadının kaleminden....
ERKEĞİN YARATILIŞI
tanrı eşeği yarattı ve ona dediki'sen bir eşeksin sabahtan akşama kadar yorulmadan yakınmadan çalışacaksın ve ağır yükleri sırtında taşıyacaksın ot yiyeceksin az akıllı olacaksın 50 yıl yaşayacaksın''eşek cevap verdi''50 sene böyle bir hayat için çok fazla lütfen bana 30 yılda fazla ömür verme''ve böyle oldu
sonra tanrı köpeği yarattı ve ona dediki sen bir köpeksin insanların mallarını koruyacaksın onların en yakın dostu olacaksın geriye kalan artıkları yiyeceksin ve 25 yıl yaşayacaksın''köpek cevap verdi tanrım 25 yıl böyle yaşamak çok fazla bana 10 yıl ver yeter''ve böyle oldu
daha sonra tanrı maymunu yarattı ve dediki''sen bir maymunsun insanları eğlendirecek ve 20 yıl yaşayacaksın'maymun cevap verdi 20 sene dünyanın palyoçosu olarak yaşamak çok fazla bana 10 seneden fazla verme''ve böyle oldu.
en sonunda tanrı erkeği yarattı ve ona dediki''sen bir erkeksin dünyada yaşayacak tek rasyonel düşünen canlı olacaksın diğer yaratılmışlara zekanı kullanarak hükmedeceksin dünyayı yöneteceksin 20 yıl yaşayacaksın..erkek cevap verdi tanrım erkek olmak için 20 yıl bana yetmez lütfen bana eşekten artan20yılı,köpekten artan15 yılı ve maymunun 10 yılını ver.
tanrı unu kabul etti ve erkek 20 yılı erkek olarak yaşadı ve sonra evlendi 20 sene eşek olarak sabahtan akşama kadar çalıştı ve ağır yükler taşıdı sonra çocukları oldu ve 15 yıl köpek gibi yaşadı evi korudu aileden artanları yedi sonra ilerleyen yaşında 10 yıl maymun olarak yaşadı torunlarını eğlendirdi bu bugüne kadar böyle geldi.....
işte
SİLGİ KULLANMADAN RESİM YAPMA SANATINA HAYAT DENİR......
BAŞBUĞ48 METİN DURAN 1-arkadaşlarınızın seks hayatını gözlemlemeniz gerekmez.
2-filmlerdeki çıplaklık sahnelerinin yıldızları genelde dişidir.
3-tuvalet ihtiyacınızı kadınlardan %80 daha hızlı ve pratik giderirsiniz.
4-kuaförde saatler harcamazsınız
5-tüm orgazmlarınız gerçektir
6-her yere yanınızda gereksiz şeylerle dolu bir çantagötürmek zorunda değilsiniz
7-soyadınız olduğu gibi kalır
8-ne kadar çirkin olursanız olun sizden hoşlanan karşı cins bulunur.(bkz.quassimodo)
9-çikolata sadece bir tatlıdır,kaçılması gereken güzel birşey değil
10-ıslanacağınız bir ortama beyaz t-shirt le gidebilirsiniz
11-üç çift ayakkabı yeterde artar bile
12-sıcak bir günde gömleğinizi çıkartabilirsiniz
13-ruhsal durumunuz çok zor değişir
14-arkadaşınızın yeni saç biçiminizi fark etmesi sizi pek ilgilendirmez
15-bir atışta 400 milyon spermle 15 denemede dünya nüfusunu ikiye katlayabilirsiniz- en azından teorik olarak
16-siz insanlarla konuşurken asla göğüslerinize bakmazlar
17-muayyen günleriniz olmadığı için istediğiniz zaman rahatlıkla denize girebilirsiniz
18-cinsel organızla gurur duyabilir ona isimler takabilirsiniz
19-ne giyerseniz giyin bacaklarınızı sonuna kadar açıp oturabilirsiniz
20-cumhurbaşkanı olabilirsiniz
6月3日 SAKIN DENEMEYİN
*ÇOK KOMİK AMA GERÇEK.....!!!!
*
*Olayın kahramanları iki üniversite öğrencisi
*koyu geyik muhabbetinin düğümlendiği durumlardan birinde
*iki kafadar iddaya girer
*delikanlılardan biri odanın tavanında olan ampülü ağzına
*tamamen sığdırabileceğini iddia eder...evet yanlış okumadınız
*bildiğimiz 100 mumluk ampülü
*....ve sığdırırda
*ancak bir sorun vardır ampülü ağzından geri çıkaramamaktadır arkadaşı hayret ederbu nasıl iş diye oda
*evdeki başka bir ampülü ağzına sokar ve tabiiki
*oda çıkaramaz bunun üzerine iki kafadar
*hastanenin yolunu tutmaya karar verirler
*ağızlarında ampül olduğu halde bir taksiye atlarlar
*konuşma zorluğu çekerek güya tasiciye dertlerini anlatırlar
*taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken
*bir taraftanda nasıl olur
*abi ya uğraşsanız çıkar bir asılın şunu şakamı yapıyorsunuz
*diye söylenmektedir
*neyse akşamın bir yarısı acile gelirler taksici ayrılır
*doktor çocukları beklemeleri için odaya alır veee...
*aradan 15 dk geçmeden taksici kapıda görünür
*tabii ağzında ampülle amcam çocuklara inanmamış
*açık olan marketten ampül almış denemiştir..!!
*şimdi anladınızmı AMPÜL partisinin türkiyede nasıl iktidara geldiğini
*BİRŞEY OLMAZ DİYE HERKES DENEDİ VE GÖRDÜK
*ÇIKARAMIYORUZ
*OY VERİRKEN İYİ DÜŞÜN
*AMPÜL BU SEFER AĞZIMIZDAN ÇIKMIYR
*YARIN ÖYLE BİR YERE GİRERKİ DOKTORA BİLE GİDEMEZSİNİZ....
*SEÇİMLERE AZ KALDI BİR DAHA SAKIN DENEMEYİN
*
Alıntı
|
Bazen nedeni olmaz bazı şeylerin, kelimelerle anlatmak imkansız bir hal alır hissettiğin ve düşündüğün şeyleri… Bir şeylere tutunma ihtiyacı hisseder ya insan, boşluktadır, uçurumun kıyısından boşluğa bakar, hangi yöne gideceğini bilemez ya bazen, işte öyle bir noktadayım bende…. Bazen nedeni olmaz bazı şeylerin, kelimelerle anlatmak imkansız bir hal alır hissettiğin ve düşündüğün şeyleri… Bir şeylere tutunma ihtiyacı hisseder ya insan, boşluktadır, uçurumun kıyısından boşluğa bakar, hangi yöne gideceğini bilemez ya bazen, işte öyle bir noktadayım bende…. İçimde ki her şey karman çorman bir halde çözemiyorum. Duygularım, düşüncelerim, kendime anlam veremiyorum. Nedeni yok bazı şeylerin… İçimde ayak sesleri var biten bir aşkın, giden bir sevgilinin ve yeniden yeşeren duyguların… Korkularım var… Anlamsız boşluklarım… Tek bir dokunuşla yıkılacak bir yapı gibiyim… Çok yorgun, çok incinmiş, hayal kırıkları cam kırıkları gibi acıtıyor canımı…Alınganım belki de yaşanmışlıkların ağırlığı var üzerimde… Ve yalnızım… Koca dünyada bir başıma… Korkuyorum… Çok korkuyorum… Elimi uzatsam tutar mısınız…. Ağlasam başımı okşar mısınız… Üşüsem sarar mısınız beni…. Biraz huzur için tüm ömrümü vermeye razıyım desem, bir şey ifade eder mi bu size… Beni anlar mısınız, anlamak ister misiniz… En az sizin kadar zayıfım desem, inanır mısınız… Bu güçlü görüntünün altında ki güçsüzlüğü görebilir misiniz… Beni bir kez olsun karşılıksız ve çıkarsız sevebilir misiniz… Göz yaşlarım içimde hapsoldu yine…. Damla damla içime, yüreğime akarlarken çok yanım yanıyor Bilir misiniz bu acıyı…. İnsan yüreğimi tutar mısınız avuçlarınızda… Anlar mısınız nasıl acı çektiğini ruhumun…. Biliyorum çok saçma… Size ne benim çektiğim acılardan… Haklısınız….. Siz ancak ikiyüzlü ahlak anlayışınız ile yargılamayı bilirsiniz…. Hesap sormayı bilirsiniz…. Yalnızken ve korkular içindeyken görmezsiniz… Çaresizken görmek istemezsiniz… Her şey sizin istediğiniz gibi olsun istersiniz…. Anlamak istemezsiniz… Bugün ölsem ağlarsınız, timsah gözyaşları dökersiniz arkamdan… Anlam veremezsiniz çaresizliğime, vazgeçmişliğime… Neden diye sorgularsınız belkide…. Keşke dersiniz bir kaçınız….. Ama var olduğum sürece umursamazsınız… Gerçekten anlamaya çalışmazsınız…. Neler yaşadığımı elbet bilemezsiniz… Hiç düşünmediniz , talepleri bitmeyen insanlara alışmış sizler Sessizliğimi ihtiyacım olmadığına bağladınız belki de… Hiç sormadınız, bende söylemedim…. Haklısınız…. Bilemezdiniz…… İçimde küçük, savunmasız bir çocuk, gecenin ayazında titriyor Karanlığın içinde bir köşede ağlıyor sessizce… Kıpırdamaya bile korkarken, kalkıp koşmak çok zor bu vakitte… Yolunu aydınlatacak ateşböcekleri çoktan kayboldular… Sadece dipsiz bir boşluk, alabildiğine karanlık… Her köşede korkunç masal yaratıkları… Ucubeler geliyor üstüne üstüne…. Birazcık anlayış bu kadar mı zor size…. Sadece bir kez olsun düşünmek, neden ve nasıl diye… Bunca bencilliğinize rağmen sizi yinede sevmek…. Her şeye rağmen önce sizi düşünmek… Aptallığımın üstüme yapışıp kalmış utanç yaftasıdır bende… Varolduğum sürece akıllanmayacağım… Yine hiçbir şey beklemeden sizi çok seveceğim… Her zaman yanınızda olduğumu bileceksiniz… Böylesine güvenli bir liman huzur verecek size…. Bense azgın dalgalar altında, yine ıslanmaya Yine yıpranmaya ve tek başıma dayanmaya mecbur kalacağım…. Yine size sahip çıkacak, omzumda ağlamanızı izleyeceğim… Mutlu zamanlarda hiç aklınıza bile gelmeyeceğim…. Kendi içinize bakarken, hiç düşünmeyeceksiniz yine…. Aklınıza bile gelmeyecek, benim de insan olduğum… Benim de korkularımın, yalnızlıklarımın, çaresizliklerimin var olduğu… Benim de en az sizin kadar birilerine ihtiyaç duyduğum…. Yorulduğum, incindiğim, tükendiğim zamanlarımın olduğu… Peki ya sen anlar mısın beni gerçekten…. Duyar mısın yüreğimin sesini… Görebilir misin çocuk gözlerimi…. Tutar mısın ellerimi…. Sarılır mısın sıkıca tüm sıcaklığınla… Sarar mısın güçlü kollarınla…. Unutturabilir misin umutsuzluğumu….. Sever misin beni bunca çirkinliğime rağmen…. Korur musun bilinmezliğin yarattığı korkulardan…. Yanımda olur musun yalnızlığımda…. Tüm erdem giysilerimi çıkardığım zaman, ortada kalıveren Çırılçıplak bana, yalınlığıma ve tüm yanlışlarıma rağmen Sever misin beni yine de…. Sığınacak limanım, gizli bahçem olur musun… Anlam katar mısın yaşantıma yeniden… Yargılamadan saygı duyar mısın bağlılığıma…. İnanır mısın içimde yeşeren duygularıma… Umudum olur musun, karanlık yollarda ki meşalem….. Varlığınla güç verebilir misin bana…. Tüm dünyayı karşıma alacak cesareti toplamama yardım eder misin…. Yanımda olur musun her ihtiyacım olduğu anda… Yalnızca sevdiğin sürece kalır mısın yanımda… İçinden geldiği için dinler misin sevda türkülerimi… Eşlik eder misin onlara yeni satırlar ekler misin… Ellerimden tutup çeker misin beni uçurumun kenarından… Hayallere yeniden inanmamı sağlar mısın…. Aşk ateşini benimle yeniden yakar mısın… |
5月31日
Alıntı
Erkekeleri çileden çıkartmanın 100 altın kuralı :D
|
|
|
|
|
|
1. İlk önce aşkınızı ilan edin; onu da kendinize aşık edin; sonra bir yanlışlık olduğunu söyleyip geri çekilin. 2. İlk önce, "ömrümün sonuna dek seninim" deyip kendinize bağlayın. Daha sonra "Aşk, sürdüğü müddetçe ebedidir" deyin. Bu, onu cin çarpmışa çevirecektir. 3. Gabriel Garcia Marquez`in Kolera Zamanı Aşk`ını okumasını coşkuyla salık verin ve romandaki kahramanın 51 yıl aşkını beklemesi gibi bir davranış sergilemesini ondan da umduğunuzu ima edin. 4. Kontrolün kimde olduğunu göstermek için, onun telefonlarına ve e-posta mesajlarına - verecekseniz bile - hep geç cevap verin. 5. Telefon ettiğinizde de, kendinizi odadaki kişiyle konuşmayı kesmek zorunda hissetmeyin. Bırakın, telefondaki erkek arkadaşınız beklesin ve konuşmanızın yalnızca sizin tarafını dinlemek zorunda kalsın. 6. 'Yanlışlıkla' özel notlarını okuyun, sonra hesap sorun. 7. Eski erkek arkadaşınıza iletmeniz gereken bir mesajı yanlışlıkla onun telesekreterine bırakın.
8. Evini ziyaret ettiğinizde telefon çalarsa, suçlar bir biçimde "Hmm, bu da kim olabilir?" diye dudak bükün.
9. Randevulara 15 dakika geç gitmeyi adet haline getirin. Bir gün, haklı sebepten de olsa geç kaldığında küplere binin. 10. Hatta randevulara hiç gitmeyin. Sözlerinizin hiç birini tutmayın. 11. Sizi kentin en pahalı restoranlarından birine götürmesini sağlayın; yemek gelince de yüksek sesle porsiyonların küçüklüğünden yakının. Ya da kıtlıktan çıkmış gibi yiyin. 12. Evinizin en göze çarpan köşesine eski erkek arkadaşınızın çerçeveli resmini asın. 13. Yatak yapmayı, ütülemeyi, yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı bilmemezlikten gelin. 14. İlk öpüştüğünüzde dilinizi boğazına kadar sokun. 15. İzinizi bırakın: boynunun görülebilecek bir yerini ısırın. 16. O evinden bir başka yere taşınırken, münasip bir biçimde tatile çıkın. 17. Bir başka erkek arkadaşınız olduğunu söylemeyi unutuvermiş olun. 18. Onu iş yerinde ziyarete gittiğinizde, amiri ya da daha iyisi memuru ile kesişin. 19. Arkadaşlarının yanında küçük düşürün. 20. Annesini eleştirin. Ebeveynini ziyerete gittiğinizde, onun hiç sevmediği elbisenizi bilhassa giyin. En yakın akrabalarının, kardeşinin falan adını unutun. 21. Sözüm ona size hediye aldığı ütü, ekmek kızartma makinesi, mikser gibi ev eşyalarını yılbaşında annesine hediye edin. 22. En sevdiği dostunu sürekli eleştirin. 23. Vereceği partiden önce en ilgisiz konuda kavga çıkarın ve bütün gece suratınızı asın. 24. Gideceğiniz partide kravat takma mecburiyeti olduğunu söylemeyin. 25. O arabayı sürerken sürekli karışın; arabanın orasına burasına tutunun; frene basıyormuş gibi yapın. 26. Siz arabayı kullanırken, kaybolsanız bile durup yön sormayı reddedin. 27. Film seyrederken elini tutmayın. 28. Esprilerine gülmeyin. 29. Michelle Pfeiffer`ı beğendiğinde hakarete uğramış gibi bozulun; Daniel Day-Lewis`i seyrederken kendinizden geçin, alkışlayın. 30. Eski kız arkadaşlarıyla dalga geçin. 31. Aşka hazırlık safhasında, anatomisinin aşağı kısımlarında rastgele bir şeyi tutun ve "Bu mu?!" diye sorun. 32. Sevişirken onun adı hariç, kendinizinki dahil herhangi bir ad haykırın. 34. Uyumak istediğinde, okumasanız da gece lambasını açık tutun. 35. Uyurken kol ve bacaklarınızla ahtapot gibi ona sarılın ki sabaha kadar bütün vücudu uyuşmuş olsun. 36. Çalar saatin sizin tarafınızda olmasında İsrar edin ama çaldığında, erişemeyeceğini bilerek, uyumayı sürdürün. 37. Her gece, o, yatağa girmenizi beklerken cilt bakımınızı son kerte yavaş yapın; çantanızı baştan düzeltin; bozuk paraları etajerin üzerine büyük bir itina ile yavaş yavaş dizin. Sonra, yosunlu maskeyle yatın. 38. İlişkinizi, gelecek kuşaklar için görüntüleyin; daha doğal oluyor diye hazırlıksızken fotoğrafını çekin. 39. Arkadaşlarınızla saatlerce telefonda konuşun; sonra o sizinle konuşmak istediğinde yorgun olduğunuzu, TV seyretmek istediğinizi söyleyin. 40. TV seyrederken, uzaktan kumanda ile kanalları durmaksızın değiştirerek kıvançla el maharetinizi gösterin. 41. Tam gazetesini, dergisini ya da kitabını okumak istediğinde TV`yi açıp sadece hanımlara hitap eden bir programı seyredin. 42. Ne okuduğunu görmek için elinden kitabı alın ve sayfayı kaybedin. 43. O tam gazete okuyacakken, ayağınızı kucağına uzatın ve ovmasını söyleyin. 44. TV`de heyecanla maç seyrederken odaya girip kanalı değiştirin; "Bu belgeseli kaçıramazsın" deyin. 45. "Meyve yemek ister misin?" diye sorun ve onun kalkıp getirmesini bekleyin. 46. O dışarı yemek almaya giderken aç olmadığınızı söyleyin. Sonra o yerken ağzınızın suları aksın; başınızı yana eğip, size de vermek zorunda kalıncaya kadar sessizce onu seyredin.47. Sürekli ovulmak isteyin ama onu ovmak için hiç oralı olmayın. 48. O ilk önce ovarsa sizin de onu ovacağınıza söz verin; sonra uyuyakalın. 49. Evlilik lafı edildiğinde yüzünüz kireç gibi bembeyaz olsun. 50. Ne konuştuğunun farkında olmadığını söyleyin. 51. Konuşurken dinlemeyin. 52. Telefonda konuşurken esneyin ve o sırada uzandığınızdan rehavet çöktüğünü bahane edin. 53. Gününün nasıl geçtiğini sorun; sözünü kesin ve kendi gününüzü anlatın. 54. Gününün nasıl geçtiğini sorun; sonra öbür odaya geçin. 55. Gününün nasıl geçtiğini sormayın. 56. Arkadaşlara bir olayı tatlı tatlı anlatırken ortasında sözünü kesin ve siz bitirin. 57. Onun her gün biteviye yaptığı olağan bir işi siz yaptığınızda iltifat bekleyin. 58. Sizi sevdiğinizi söylediğinde boş gözlerle bakın. 59. Her fırsatta, "Ben demedim mi?" deyin. 60. Suratınızı asın; "Neyin var canım benim?" diye sorduğunda, "Hiç!" deyin. 61. Canınızın bir şeye sıkıldığını bildiğini bildiğinizi bildiğinde bile hala "Hiç!" deyin. 62. Nihayet, "Neyin var canım benim?" demekten vaz geçtiğinde kırılın ve artık duygularınıza eskisi kadar önem vermediği için serzenişte bulunun. 63. çok büyük bir kavgadan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranın ve yapmakta olduğunuz video kliple ilgili alakasız bir soruyu sakince sorun. 64. Cumartesi günü hasta yatağında yatarken, arkadaşlarınızı davet edin ve iskambil oynayın. 65. Kilo aldığında, yerçekimsel özürlü olduğunu bilhassa belirtin. 66. Kilo vermek istediğinde, eski erkek arkadaşınızın egzersiz programını ya da gıda rejimini tavsiye edin. 67. Ona, kendi görsel zevkiniz için, en sevdiğiniz erkek artistin egzersiz videosunu alın 68. Yeni saç traşı olduğunda aldırmayın, farkına varmayın. 69. Yeni aldığı elbisenin yakışıp yakışmadığını sorduğunda, gözünüzü TV`den ayırmadan yakıştığını söyleyin. Daha sonra baktığınızda, "A, bunu mu giyiyordun?" diye sorun. 70. Ona, `bitirim, son kerte yakışıklı` artist ve modellerin sizi hiiiç mi hiç ilgilendirmediğini, hep *onu* tercih ettiğinizi gereksiz yere, durup dururken anımsatın. 71. Onu, eski erkek arkadaşınızla sürekli karşılaştırıp, "Hayatım, o saçımın dağınık kalmasına hiç aldırış etmezdi" gibi bir laf edin. 72. Her yaşgününde, ilk verdiğinizde çok sevdiği tişörtün hep benzerlerini alın. 73. Onun yaşgününde, kendi gitmek istediğiniz bir etkinliğe bilet alın. 74. Kutlanacak herhangi bir günde, aslında kendinizin istediği bir şeyi hediye edin. 75. Yaşgününde ne istediğini yüzde yüz bildiğiniz halde, daha fazla memnun olacağına `emin` olduğunuz bambaşka bir şeyi alın. 76. Yaşgününü unutun; sonra üstünde üzgün bakışlı bir enik olan bir kart atın. 77. Yıllık tatil için birlikte biriktirdiğiniz parayla makyaj malzemesi alın. 78. Evi kendi zevkinize göre yeniden döşeyerek ona sürpriz yapın. Başka erkeklerle olan anılarınızı canlandıracak şeylerle süsleyin. 79. Tanınmayacak hale gelmiş eşyaları bile bir gün faydası olur diye atmayın. 80. İçine giremeseniz bile lise yıllarından kalan buluzunuzu giyin ve "öldü!" deyin. 81. Eve kedi almakta İsrar edin; başaramazsanız, evdeki bütün çiçeklere ad koyun. 82. Onunla konuşacağınıza kedinizle konuşun. 83. Köpeği önüne gelene havlamaya ve saldırmaya başladığında, "Eğitilmesi için, artık köpeği okula gönderme zamanı geldi" deyin. 84. Mırın kırın ettikten sonra kuru temizleyiciden kerhen aldığınız elbisesini, kedinin üzerinde uyuması için yatağın üzerine fırlatın. 85. Sorulmadan, evin bütçesini dengelemek için öğütte bulunun. 86. Alışveriş sırası size geldiğinde, mümkün olduğunca, donmuş yiyecek alın. 87. Buz küpleri yapmaya yarar şeyi buzluğa susuz koyun. 88. İşten eve geldiğinde, akşam yemeği için eksik malzemeyi almak üzere, en yakını iki km ötede olan şarküteriye gönderin. 89. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene yaptığı enfes yemeği TV seyrederek yiyin. 90. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene yaptığı enfes yemeğin içine tuz başta olmak üzere her türlü baharatı koyun. 91. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene yemek yaptıktan sonra, sızlanarak o gün hamburger yemek istediğinizi söyleyin. 92. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene hazırladığı yemeği sizinle paylaşma girişiminde bulunma cesaretini kırın. 93. Kırk yılın başında, içinden geldiği için size yemek yapmak istediğinde ailenizden birinin çok iyi yaptığı bir yemeği yapmasını isteyin; tattıktan sonra yüzünüzü buruşturun. 94. Yemek pişirmesinin sizinki kadar iyi olmadığını söyleyin. Ancak, çok meşgul olduğunuzdan yemek pişirmeye ayıracak vaktiniz olmamış olsun. 95. çamaşır yıkama sırasının ona geldiği hafta, her gün üç kez elbise değiştirin. Hatta bir saat için giydiğiniz buluzu, katlayıp şifoniyere koymaktansa kirliye atmanın daha kolay, her duştan sonra havlunuzu değiştirmenin bayağı yararlı olduğunu birden farkedin. 96. Kendiniz 10 kg aldıktan sonra onun 2 kilo alması ile alay edin.
97. Tuvalet kağıdı bitince, bilhassa bir yolculuk için bir süre kent dışına gidecekseniz, ruloyu değiştirmeyin. 98. Traş losyonu yerine bol bol kullanmaya bayıldığı cilt temizleme losyonunuzu saklamayı ihmal etmeyin. 99. Yorganın onun üstündeki kısmını da üstünüze çekin, donsun.
100. Yatak odanızdaki TV`nin bir süre sonra kendiliğinden kapanacağı konusunda onu temin edin; sonra sabaha karşı söndürmek için kalkmak zorunda kaldığını gizlice ve haince seyredin.
|
|
|
|
|
|
Alıntı
AYRILIK YÜREĞİMİ ACITIR.
AYRILIK YÜREĞİMİ ACITIR; Dört bir yan, hatıranla doluyken, Yüreğim seni böyle severken, Sızlıyor, seni sensiz anarken, Kan damlar gözümden, sanki bakıp ararken, Gecenin yarısı, daha vakit çok erken, Ağlama yüreğim, ağlarsın gün doğarken, Çıkagelir beklide, sen onu anarken, Dört bir yan, hayalinle doluyken, Sensizlik, ayaz gibi vururken, Yanarım sana sensiz bakarken Yıldızlar susuyor, semada mehtap varken Gecenin yarısı, daha vakit çok erken, Ağlama yüreğim, ağlarsın gün doğarken, Çıkagelir beklide, sen onu anarken, Ayrılık yüreğimi acıtır, Beni bensiz bırakır, Uykuya hasret kalan gözlerim, Yanağımı ıslatır, AŞKI ANLATIR... |
|
5月24日
Alıntı
Töre
|
Töre
Sehadet ile düserken minareler topraga Tekbir ile omuz verip kaldirdik gökyúzüne birer birer Ne yardan geçtik, ne serden geçtik Törede ne varsa inandik Hak ölçülerinde Vurduk kistasa Kirdik zincirleri
Cuma gecelerinin Yasin'leriyle Sohbet eyledik gidenlerin ardindan Agladik Düsmana göstermeden Kayalarin yosun tutan tarafinda Hiçkiriklarimiz rüzgara vermedik ki Yâdeller, namertler duyup da sevinmesin diye
Bir gün pusaklandik sevda mauzerini Vurduk vurulduk sevdalarin kör kursunuyla Yasayamadik Sevdalarimizdan vazgeçtik Doyasiya seyredemedik Yarin hilal kasini Gözlerine bakamadik Belki de, gözümüzden kiskandik.
Sonunda Karanlik geceleri dost tuttuk kendimize Zifiri zindan odalarda tutsakligi yasarken Ak kili çekip aldik ak sütün içinden Derdimizi açtik kara gecelere Ak duvarlara anlattik çilemizi Garibim kara geceler Ak duvarlar öyle dinlediler ki Niye sustular, Onu da bilemedik Sonra döktük kara gecelere Ak duvarlara üzüldük ki Derdimiz ile üzüldü diye
Bir gün Bir seher vaktinde 'Es-salatu hayrun minen-nevm' derken ezanlar Sevdalarin kutsaliyetine El kaldirdik Af diledik alemlerin Rabbi'nden
Minberde dinlerken sevdalarin en yücesini Cami duvarinda satildik Ucuzlar, soysuzlar tarafindan
Tek çikisli daglarda demir dövülürken Tekbir gibi ses veren balyozun Töresini düsünüp durduk her zaman Gayri mesru günesin yildizlarina inat Hilal gecelerinin töreleriyle avunduk her zaman
Destur alirken hoca Ahmed Yesevi'den Alparslan'a Sari Saltuk Kayi'dan Osman Gazi'ye Seyh Edebâli Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerine Aksemseddin'in Kutsaliyetini düsünüp durduk her zaman
Aleme nizam dedik Yaren tuttuk kendimize Niceleri yol dostu olmus bize
Sonra yine biz kaldik Biz kaldik ki Bu Allah'in davasinda Bu Türklük davasinda Bu vatan davasinda Biz kaldik sevdiklerimizle beraber
Senelerce dert sofrasindan Bal yedik ekmeksiz Allah'in davasidir dedik Diyet istemedik Egilmedik Kirildik defalarca Erkekcesine öldük Yigitcesine öldük
Ipe giderken satmadik sevdiklerimizi Kaldirdik hilal sancagini Yasadik Yasadik Bozkurt töresini
|
|
|
|
Aşık Sefai |
Alıntı
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞİN HAYATI
|
BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞİN HAYATI
Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ' in Hayatı
Göç ... Kutludağ'ı çaldırdığımız günden beri âdeta Türk'ün mukadderatı olan göç... Milletimizin yetiştirdiği son Başbuğ'un hayat hikâyesinin başlangıcında da göç var.
Yıl 1860 Orta Anadolu'da, Kayseri'nin, Pınarbaşı İlçesi'nin Yukarı Köşkerli Köyü'nde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz'in fermanıyla Kıbrıs'a sürgün edilir.
Yıl 1917 Kasım ayının 25'i, öğle vakti, yer, Lefkoşe, Haydarpaşa Mahallesi Kirlizâde sokağı 13 numaralı mütevazı evde, Kıbrıs'a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanım'ın Ali Arslan adını verdikleri oğulları dünyaya gelir.
Yıl 1921 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü İlkokulu'na (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı uleması olan Hoca Efendi'nin dizi dibine çöken Ali Arslan'ın ağzından çıkan ilk söz bir "Besmele"dir. "Ey Rahman ve Rahim olan Allah'ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum" dermişcesine bir "Besmele"dir, Ali Arslan'ın ağzından dökülen... Birbirinin ardı sıra gelen İlkokul ve Rüştiye yılları ve herbiri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asım Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. Onlar Ona müfredatla beraber Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i Âli Osman bakıyesi hür ve müstakil Türkiye'nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. Dahası Osman Zeki Bey, Ali Arslan'ın adını âdeta senin adın "Alparslan olsun" ve "Sultan Alparslan'a denk bir yiğit Türk ol", diyerek değiştirir.
Küçük Alparslan'ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Paşa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşiladamızın tamamı İngiliz İşgali altındadır ve Türk'ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye'ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.
Yıl 1933 Alparslan'ın artık işgal altında, esaret altında yaşamağa dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey'i ve Annesi Fatma Zehra Hanım'ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk'ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye'nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ile ver elini İstanbul...
Ailesi İstanbul'a yerleşince Alparslan'ın ilk işi Kuleli Askeri Lisesi'ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul'da... Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. O yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca'nın canevinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, genç Alparslan Türkeş.
Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları başlar. 1938'de Harbiye'den mezun olur, artık O Türk Ordusu'nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti'nin emrindedir.
Yıl 1940 Isparta'da gönlünü Muzaffer Ana'ya kaptırır ve evlenirler. Ayzıt, Umay,Selcen,Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocuklarla çiçeklenir bu evlilik vebozkurtların Muzaffer Anası'nın 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Seval Hanım'la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki evlât daha vererek sevindirecektir.
Yıl 1944 3 Mayıs Ankara'da bir gösteri veya yürüyüş eski tabirle nümayiş vardır. Türk'ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta, hem düşmana... Hem devlet hizmetindeki gafillere, hem de yurda sızmağa çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.
Şâirin "Öz yurdunda garipsin, özvatanında parya" dediğince tutuklanır Türkçüler... Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılk Davası başlar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Türkiye'de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu... Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş'te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944'te kendisini mesnetsiz "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan savcıya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim" diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atılışıdır ve son olmayacaktır. Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.
Yıl 1947 Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulu'nda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği'nin komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez "moskofluğu" ayan beyan ortaya çıkar. Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı'daki görevlerinden sonra 1951 yılında kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi'nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.
Yıl 1955 Dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada (................) Üniversitesi'nde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye'ye döner.
Yıl 1959 Almanya'ya Atom ve Nükleer Okulu'na gider. Bu okulu başarıyla bitirdiğinde artık bir Kurmay Albay'dır.
Yıl 1960 Tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi'nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve "İhtilâl'in kudretli Albayı"dır. Kurmay Albay Alparslan Türkeş İhtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.
Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960'ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve "ondörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevkedilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek bahanesiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım'da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir. 1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş'in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez.
Yıl 1963 Tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner. Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevi'nde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.
Yıl 1965 Tarih 31 Mart saat 11:00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılır. Kısa bir zaman sonra 1 Ağustos 1965 tarihinde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultayı'nda Genel Başkan seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili olarak parlamentoya girer.
Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adı Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçilir.
31 Mart 1975-13 Haziran 1977 ve 1 Ağustos-31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan I. ve II. Milliyetçi Cephe koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.
Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar. 1968 yılından itibaren marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu, "Komünist Devrim" için üs haline getirirler. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mı "kır gerillası" mı tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmağa ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeğe başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.
Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama heryerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçler"i birşeylerin daha doğrusu ihtilâlin şartlarının "olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.
Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının komünist çetelerce katledilişini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmeriği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.
Yıl 1980 12 Eylül sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği mekânlardır.
Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra saklandığı yerden ortaya çıkıp teslim olur. Cunta tarafından tutuklunan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi'nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenilir, 9 Nisan 1985'de beraat eder ve tahliye olur.
Yıl 1987 Tarih 6 Eylül, yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ'a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.
Yıl 1987 Tarih 4 Ekim, Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkan seçilir.
Yıl 1991 20 Ekim 1991 Genel Seçimleri'nde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.
Yıl 1992 27 Aralık 12 Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler.
Yıl 1992 Tarih 24 Ocak, MÇP'nin 4. Olaganüstü Kurultayı toplanır ve partinin adını MHP, amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.
Ve Yıl 1997 Tarih 4 Nisan... Karlar altında milyonlarca ağlayan insan...
|
|
|
|
|
Alparslan Türkeş'in Vasiyeti
"Türk Devletinin yükselişini ve ihtişamını sağlamak. Bunun için de bütün milletle barış içinde yaşamak, herkesi ayrımsız sevmek, İslâmiyet'in ipine ihlâsla bağlanmak" .
Ülkücü Gençliğin Başbuğuna Cevabı
"Ey Ulu Kişi,
Sana söz veriyoruz. Açtığın yoldan bıraktığın Ülkü'de, bize gösterdiğin doğrultuda izinden bir an bile şaşmayacak, ahlâklı, faziletli, kalbi hak ve vatan aşkıyla çarpan ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan insanlar olacağız.
Böylece emanet ettiğin ülküyü gergefte nakış işler gibi tüm neslimize işleyeceğiz.
Dün ATA'ya söz verdiğimiz gibi şimdi sana söz veriyoruz."
Sözlerinden bir demet:
Sizlere kolay bir başarı, vaad ediyorum. Kısa zamanda bir iktidar umanlar bizimle yola çıkmasınlar. Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler ve daha bir yığın engel çıkacaktır. Bu çetin yolda dayanabilecekler, bizimle gelsinler. Cesur olanlar, kuvvetli olanlar, gerçekten inananlar kafilemize katılsınlar.
Ben Türk Milletini, Sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye, Rüşvet ve hile çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine, Ahlâhtan mahrum bir hürriyete, tefecilige, karaborsaya yer veren bir iktisadi yapıya çağırmıyorum.
Türklük şuur ve gururuna, İslâm ahlâk ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası hak yolu, ALLAH YOLU'na çağırıyorum. Modern medeniyetin en ön safına ğeçmek üzere sıçramaya çağırıyorum.
Türk Milletine Bizansdan geçme bir Hastalık vardır. Gevşeklik, lâubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele lâf söylemek... Bu hastalık sizde de var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lâzımdır. Bu hastalığı tedavi edmezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi Harekette bir saniye daha fazla kalmayınız. Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz, her şeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz. Türk Milletini batıran, Bizans’ı batıran, Osmanlı İmparatorluğunu batıran hastalık budur.
"Türk milliyetçılıği meşru savunma, yüksek insanlık duyğuları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duyğusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir."
"Biz aziz milletimize müreffah, kuvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz; kendimizi millete adıyoruz.Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz."
"Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir."
"Milletler arasındaki mücadele şuurundan mahrum olan toplumlar başkasının boyunduruğu altına düşerler."
Milletler, yabancı kuvvetlerin ordularınca yok edilmeden önce manevi ve fikri güçleri tarafından esaret altına alınırlar."
Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."
"Türkiye'nin yükselişi ithal fikirle olmaz. Hiç bir yabancı, Türkün menfaatlerini Türk Milletinin kendisi kadar düşünemez."
"Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür."
"Toprak bütünlüğümüzü devletimizin ve milletimizin bölünmezliğini hedef alan hainlere karşı Türk Milleti olarak ayağa kalkmalıyız
|
|
|

| 
Alıntı
gerçek aşk
Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 Km hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;
Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum
Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli
Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum
Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle
Kız : Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla
Delikanlı : şimdi de bana sıkıca sarıl
Kız delikanlıya sıkıca sarılır...
Delikanlı : şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı..
Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı:
Motorsiklet Kazası; Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2 kişiden sadece biri kurtuldu.
Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti. Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı.
İşte gerçek aşkın anlamı 5月20日
Alıntı
...
AŞKTAN GELEN MEKTUP
sevgili insanlar;
yıllarca benim peşimden koştunuz, beni tanımaya çalıştınız, bir çok kez beni bulduğunuzu zannettiniz, bana sahip olmaya çalıştınız, birbirinize ve kendinize zarar verdiniz acı çektiniz. ama beni hiç fark etmediniz. ewet beni hiç fark etmediniz diyorum size
iki kedinin öyküsünü bilirmisiniz?
küçük kedi durmadan kuyluğunu kovalarmış. Yakalayamayıncada sinirlenirmiş dahada hırsla atılırmış. bunu gören büyük kedi, küçük kediye sormuş "neden kuyluğunu yakalamak istiyorsun" küçük kedi yanıt vermiş "bana mutluluğu kuyluğumu yakalarsam bulacağımı söylediler de ondan..." büyük kedi gülmüş demiş ki; "yıllar önce bende senin gibiydim kovaladım, kovaladım ama yakalayamadım bir gün kovalamaktan vazgeçtim ve yürümeye başladım o benim peşimden geldi."
benim sırrım bukadardır işte. siz beni kovaladıkça ben kaçıyorum. Çünkü sizden korkuyorum. siz bana sahip olmak istiyorsunuz. ama ben özgürlükte varımdır, yoksa varolamam. Bir kelebeğe benzerim. sizi hazır hissedince gelier konarım. çoğunuz ilk başlarda benim tadımı çıkartır inanılmaz duygular yaşar. Ben de yaşarım, sizin mutluluğunuz arttıkça bende büyürüm. Taa ki yaradılışınızda var olan sahiplenme dürtüsüdevreye girene dek. O dürtü ki kelebekleri çivileyip duvarlarına asıyor. Sahip olmaktan haz duyuyor.
bu duyguyu hissedince ben hemen uşarım. Gördüğünüz gibi ben çok ürkeğimdir. Sahiplenme duygunuzun ve bunun sonucunda oluşan korkularınızın, kıskançlıklarınızın, öfkenizin kavganızın olduğu yerde ben yokum . YOO! Üzülmeyin, onlar bana zarar vermezler, çünkü ben ölümsüzüm sadece öyle ortamlarda varolmam ve kaçarım. Ve onlar gittiğinde tekrar gelirim.
Beni en çok "artık içimdeki aşk tamamen öldü" yada "birdaha aşkı asla yaşayamıyacağım" gibisinden düşünceler üzüyor. ben asla ölmem, sadece siz benim size gelmemi engellersiniz. Korku, endişe, umutsuzluk, sahiplenme duygusu, kıskançlık bunlarda sizin duygularınızdır. Hatta biliyormusunuzbunlae başlamgıçta iyi duygulardır, fakat çeşitli nedenlerle engellenince size asileştiler ve sizlerlemücadeleye başladılar. Ve yine biliyormusunuz ki siz beni yaşarken, inanılmaz mutluyken birazdan bunlarda gelir? çünkü onlarda mutlu olmayı istiyorlardır. Onlarda sizin yaşadığınız gibi özgürce mutluluğu yaşamak istiyorlardır. Ama siz ne yaparsınız? Suçluluk hissedip, onlarla mücadele edersiniz?
aklınızda" ben şuan çok mutluyum neden bunlarla karşılaşıyorum" düşüncesi vardır. Bastırırsınız onlar direnir ve sonuçta geriilim gelir . Ben giderim. Lütfen böyle bir durumda onları serbest bırakın . Nasıl mı? onları dinleyin ama direnmeyin sadece ne dediklerini dinleyin ve izleyin. Onlar ilk başta ne idiler ve neden bu hale geldiler? Unutmayın onlar birzamanlar sizin saf duygularınızdı bir şekilde engellendiler ve şuan çok mutsuzlar. Belkide ailenizden veya çevrenizden gelen tepkiyle engellediniz onları ama artık serbest bırakma zamanı. Onları dinleyin nedenleri öğrenin ve serbest bırakın. böylece dahada geniş bir iniş alanı bırakırsınız.
bişey daha beni üzüyor;
beni anlamaya tanımlandırmaya çalışıyorsunuz. Birbirinize AŞK NEDİR? diye soruyorsunuz. Bunlar benim çok yakın arkadaşlarım ama hiçbir zaman ben değiller . Ben sadece "BEN"im! yada sizin sorunuza yanıtta "AŞK SADECE AŞKTIR"Ben evrendeki her varolan gibi kendime özgüyüm ve tekim. Ve herzaman herşeyleyim. Her zaman sizinleyim fakat beni beyninizle algılayamazsınız, beni nitelendiremezsiniz , beni ifade edemezsiniz.
Dilinizdeki en harika sözcük birliği olan "SENİ SEVİYORUM" bile beni tam ifade etmez.
Ben bakışlardayım
Ben sarılışlardayım
Ben sözlerdeyim
Ben hislerdeyim
Ben heryerdeyim. bütünlüğü hissediyorsanız
Ben sizinleyimdir.
ama unutmayın beni beyniniz algılayamaz, o dünyada varolabilmeniz için eğitilmiştir ama
Beni eğitemezsiniz,
Bana sahip olamazsınız
Beni korumaya çalışamazsınız
Beni borsaya yatıramazsınız,
BENİ SATAMAZSINIZ...
Benim varolduğum boyutu dünyasal beyniniz algılayamaz . Anlamaya çalıştıkçada karışırsınız , farklı ama hiçbir zaman ben olmayan tanımlara ulaşırsınız. Lütfen artık düşünmeyi bırakın da hissedin beni biraz . Sizinle beraber olmak okadar harika ki
Birde beni hep suçluyorsunuz "AŞK ACISI" diyorsunuz bana... ben size asla acı çektirmem siz sahip olma tutkularınızla kendinize acı çektirirsiniz . SÜREÇ ŞÖYLEDİR!
Beraberizdir; Bir varlıkta somutaşmışımdır; Mutlusunuzdur; Her şeyden büyükzevk alıyorsunuzdur. Ve birden korkmaya başlarsınız. Ya bu mutluluğu gelecektede devam etmezse. Kendinizi garantiye almak istersiniz. Bunun için bana sahip olmak istersiniz. Üzülerek sizi terk ederim. Kırgınlık ve öfke yaşarsınız. Beni tekrar yakalamak için planlar, stratejiler oluşturursunuz. Güzel sözler .Hoş armağanlar. Harika davranışlar. Ama malesef bu davranışlarınız sadece sempati toplar beni değil.
Belki bu davranışınızlasomutlaşyığım varlığı tekrar kazanırsınız ama birşey eksik değil midir? BEN. Onu tekrar kazanana kadar yaşadığınız yürek çarpıntısına ne oldu? İstediniz ve elde ettiniz, değil mi? Yanlış anlamayın , sizi suçlamıyorum, siz içinizden geleni yaptınız ve başarmanın mutluluğunu tadıyorsunuz. Ben sadece şunu anlamak istiyorum ; Kendinizi ve onu serbest bırakın.
Özgürleştirin birbirinizi. Ben sadece özgür ortamlarda var olabilirim. Ve beni tekrar yaşayabilmenin yolu özgür olmak ve özgür bırakabilmektir. YOO! Kaybetmekten asla korkmayın. Benim tadımı bilen asla kaybetmez . Ve aslında birgün şunu farkedeceksiniz, benim A ve B varlığında somutlaşmam önemli, değil. Önemli olan tek şey!
SİZİN BENİ HİSSEDEBİLME GÜCÜNÜZDÜR...
BİR GÜN BUNU FAR EDECEKSİNİZ, UMARIM KENDİNİZE ÇOK FAZLA EZİYET ETMEDEN ANLARSINIZ BUNU......
Alıntı
..........................
Alışma Bana Yüreğim
Kelimelerin büyüsü kayboluyor sanki yavaş yavaş..
Öncelerde tek bir kelimem yeterken yüreğine akmama,
şimdilerde ise bir dizi kelime yetmiyor ruhuna dokunmama...
Oysa ki, aşktan öte bir duyguyla bağlıyım ben sana..

Hani 'öyle alıştım ki sana,
benden bir parça oldun sanki' demiştin bana..
Alışma sevgili, sakın alışma bana.
Alışkanlık önce heyecanı unutturur sonra ardından
sıradanlık gelir çarçabuk.
En sonda aşk yüreğinden çıkar gider ne olduğunu anlamadan..
Alışma bu yüzden bana, ne olur alışma.
Aşkımı yüreğinden çıkarma..

Her an elinden kayıverecek bir kum tanesi olduğumu düşün.
En ufak bir rüzgarda uçuverecek, bir yağmur
damlasıyla akıp gidecek bir kum tanesi...
Önce yüreğinde sakla o kum tanesini..
Kimseler görmesin.
Hani derler ya 'aşkımıza nazar değmesin'..
Görmesin kimse beni yüreğinde,
sonra da yüreğinde unut beni.
Yaşarım orda sessiz, kimsesiz..
Ama alıştım deme bana,
hayatında olmama alışma sevgili,
çünkü ben bir kum tanesiyim senin elinde.

Sana şimdilerde sadece yüreğim demek istiyorum sevgili..
Sana yüreğim demek istiyorum..
Öyle büyük ki benim yüreğim..
Şairin de dediği gibi 'seni yüreğim kadar seviyorum'.

Sana 'yüreğim' demek istiyorum,
çünkü her atışında bana yaşadığımı hissettirendir yüreğim.
Sana 'yüreğim' demek istiyorum,
çünkü en değerli varlığım, yaşama nedenimdir yüreğim.

Bir kum tanesiyim ben..ürkek, narin, kırılgan..
öfkesi rüzgarla birleşince yüzünü acıtan bir kum tanesi..
Yüreği başka bedende atan, sevgisi dünyalar kadar olan..
Yok yok dünyalar kadar değil, ne güzel de demiş ya
şair 'seni yüreğim kadar seviyorum'...

Binlerce kum tanesi içinde bir kum tanesiyim sadece..
Sana aşık, sana deli..
Bırak seveyim seni zamansızlıklar içinde..
Elinden kaymama izin verme 'yüreğim'..
Sana alışmama da..
Alıntı
......
HANGİ AYRILIK
HANGİ sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?
HANGİ ayrılık varki, böyle kanasın ve böyle acısın?
ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?
HANGİ gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
HANGİ lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
HANGİ otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
HANGİ kırılası eller dolanır, kırılası beline?
HANGİ çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
HANGİ boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
HANGİ cama kafa atsam?
HANGİ kapıyı omuzlayıp kırsam?
HANGİ meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?
bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
HANGİ tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
HANGİ şekil öldürmez de , ömür boyu süründürür?
kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine
ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
HANGİ ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi boyna zonklasın?
HANGİ cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime dalsın
HİÇ SANMAM!!...
hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz!
feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı duramaz.
HANGİ mübarek dua,
HANGİ evliya tesir eder, seni döndürmeye?
HANGİ aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
olur mu be!. olur mu?
bu da benim gibi adama yapılır mı?
aşk dediğin mendil mi?
buruşturulup bir kenera atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? alınır mı? satılır mı?
HANGİ hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
HANGİ pense kopardı bizi birbirimizden?
HANGİ uğursuz hamal taşıdı valizini?
HANGİ çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
HANGİ süslü manzara seni kolayca kandırdı?
HANGİ şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
HANGİ pembe vaadler o sa kalbini cezvetti?
Dağ gibi adamı eze eze...
HANGİ anası tipli parlak çömez,
HANGİ alemlerde kahkahanı ettin meze?
HANGİ yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
HANGİ mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
HANGİ bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
HANGİ mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
HANGİ bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
ve!.. HANGİ su bağışlatır?
HANGİ musalla temizler seni?
BU NASIL AYRILIK?....
ayrılık ateşi sarsada bedenimi
hamd ettim bırakmam seni
melekler şahit benim bu aşkıma
eğer bir damla gözyaşı akarsa oda senin uğruna
tanrımdan tek dileğim bırakma sensiz beni bu dünyada
gülüm gtme
bak bana ey ahu gözlüm
bu sevda bitmez
sensiz olmaz
bu ilk ayrılığımız bahar kokulum
acım büyük kelimeler kifayetsiz
GİTME!
gördüm içime yaşadıklarımı mazimi
kimse arayıp sormasın halmi kavlimi
terkedip gidiyorum sevgimi nazlı yarimi
hatırlamak istemiyorum artık o eski mazimi
üzgünüm yaptığım tm hatalardan
kaçtım tüm insanlardan yalanlardan
gidiyorum artık buralardan bu diyardan
küskünüm nazlı yardan sıladan
ÜZGÜNÜM

|
Alıntı
.........
Vakit gece yarısı, Yine sensizim. Yatağıma uzanmış Şampanya rengindeki Duvarda asılı Resmine bakarak Seni düşünüyorum. Ara sıra duvardaki saat Sessizliği bozarak Seni alsa da elimden. Tekrar seni hayalime alarak düşünüyorum. Boğazımda bir acı var. Ağlamak istiyorum. Sen söylerdin bana " sen ağlayamazsın, gözsyaşların kalpte birikip dem olup, kabuk bağlar, kalbi tıkayıp felç eder " diye. Bak gözyaşlarım duruldu. İşte ağlıyorum. Dökülen birkaç damla Gözyaşı yanağıma uğrayıp Dudağımda mekan kuruyor. Gözyaşlarımın tuzlu, buruk bir tadı var, Çekiyorum içime Seni öper gibi. Vakit geldi galiba. Gözlerim kapanıyor. İçime bir yorgunluk çöküyor. O kadar ölümü isteyen ben Ölümden korkuyorum. Öyle hasretim ki sana. Hasretim doğadaki renklere, Kelebeğe, ben olan toprağa, Kuru yaprağa, ağaçlara, dallara. Sensizliğimde arkadaş Olduğum yatağa Öyle hasretim ki. Ölmek istemiyorum Sen olmadan...
Seni kelimelere dökmek ne zormuş. Seni içimden anlıyorum, hissediyorum. Biliyorum ama anlatamıyorum. Fakat yine de denemek istiyorum:
Bütünün anlam yüklü, kibar ve hoşsun. Asil, alımlı, nazik, tatlı dillisin.
Saçların ipek gibi yumuşacık, Dokunamam, bakamam, çünkü kıyamam.
Ah o gözlerin, bakışlarındaki derin anlam. Aman Allah’ım bakamıyorum ki zaten, Ceylan gözlüm, kamaşıyor gözlerim.
O dudaklar özel kondurulmuş, Kiraz gibi, baldan tatlı lokumlar.
Burun desen, yerim seni, Maşallah okka gibi, muntazam.
O yüzdeki tatlılık ve ay parlaklığı.
Hele o gülüşün içimi ısıtan güzelliği, Yok böyle bir şey, içim yanıyor.
Fizik derler ya sana tam not. Ama ben asıl senin coğrafyana vuruldum. Yani ruhun var ya görünmez güzelliğin. İşte ben buna derim güzellik, Gerisi boş teneke.
Geçer hem de anlamadan diğerleri, Fakat baki kalır ruh güzelliği. Asıl bence odur güzellik, Gerisi hikaye. Ben senin bedenini değil, Ruhunu sevdim…
5月17日
Alıntı
BEN SENİ BÖYLE SEVDİM İŞTE
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok...
|
|
|
|